Tag Archives: science

World’s smallest book thanks to nanotechnology

Dragut, who is cowriter of this blog sent me a few links related with nanotechnology during the week. It seems that we will go on publishing interesting news and information about nanotechnology and its applications to product design field.

The one you will read now is rather a scientific challenge in order to force the limits of this technology: According to what is published in nanowerk.com, publisher Robert Chaplin and the scientists at the Nano Imaging Facility of Simon Fraser University created the world’s first nano-scale book.

The book even has an ISBN Book Number and if you have an electron microscope you would be able to read it: it is sized 0.07 mm X 0.10 mm. 🙂

The production of the nanoscale book was carried out at SFU by publisher Robert Chaplin, with the help of SFU scientists Li Yang and Karen Kavanagh. The work involved using a focused-gallium-ion beam and one of a number of electron microscopes available in SFU’s nano imaging facility.

With a minimum diameter of seven nanometers (a nanometer is about 10 atoms in size) the beam was programmed to carve the space surrounding each letter of the book.

The book is made up of 30 microtablets, each carved on a polished piece of single crystalline silicon, and has its own International Standard Book Number, ISBN-978-1-894897-17-4.

Bitkisel Güneş Reaktörleri

Sustainablogun yayınladığı “İngiliz Bilimadamları Yaprağın Gücünü Araştırıyor” başlıklı yazı sayesinde güneşten verimli enerji kaynağı olarak faydalanmayı sağlayacak yapay klorofil üretimi konusunda yapılmakta olan bazı bilimsel araştırmalarla ilgili bir kaç web sitesine ulaştım.

Bu çalışmaların ortak yanı verimliliği arttırma yöntemi olarak bilimadamlarının, biomimicry (bionics) kavramı yani modern teknoloji ve yeniliklerin geliştirilmesi sırasında doğada varolan benzer sistem ve oluşumların incelenerek, ilham kaynağı olarak değerlendirilmesi, hatta kopyalanmasına konsantre olmalarında yatıyor. Dünyayı ve doğayı çok daha iyi anlamamıza yarayan biomimicry araştırmaları sayesinde, doğanın evrimi sırasında sınanmış, denenmiş teknoloji ve sistemlerin yeni yaşam biçimleri ve ihtiyaçlara uygulanmasını hızlandırmak mümkün. Bu sayede doğadan elde edilen kaynakları hammadde ya da zenginleştirilmiş olarak direk tüketmektense, onları oluşturan süreçleri ve sistemleri irdelemek bu kaynakları farklı şekillerde değerlendirme esnekliğini bize kazandıracaktır.

Ayrıca hali hazırda kullanılan sistemlerin iyileştirilmesi ve geliştirilmesi de mümkün: örneğin Sustainablog’da bahsi geçen National Geographic’te yayınlanmış haberde Imperial College’da ki Prof. James Barber ve bir grup bilimadamı, gerçekleştirdikleri çalışmalarla bitkilerin fotosentez sürecini oluşturan kimyasal reaksiyonların daha iyi anlaşılması ve kopyalanması sayesinde güneşten enerji kaynağı olarak sadece üzerine yansıyan ışınların %6sını kullanılabilir enerjiye dönüştürebilen klasik güneş enerjisi panellerine göre daha fazla verim alınabileceğini iddia ediyorlar. J. Barber’ın araştırmasının enteresan bir yanı sadece güneşi değil, bitkileri ve fotosentez süreci sonrasında açığa çıkan oksijen ve hidrojen ayrışmasını incelemesi. Bu sayede yenilenebilir enerji kaynağı olarak çoğu zaman ayrı ele alınan güneş ve biyokütlelerin tek sürecin parçası olarak irdelenmesi söz konusu. Yazının başlığını da bu nedenle “Bitkisel Güneş Reaktörleri” olarak seçtim. Bayağı “high-tech” geliyor kulağa ama sonuçta örneğin bir patates tarlası da bitkisel bir reaktördür diyebiliriz. Konuyu daha sulandırmadan sizi yönlendiriyorum:

Splitting Water Molecules the Next “Green” Power Source? – National Geographic News

Plants use photosynthesis to capture energy directly from the sun, a feat that humans have been striving to achieve for years via solar cells.

“How will mankind be able to supply itself with the levels of energy it needs?” asked James Barber, a biochemist at Imperial College London.

“Really, there is only one solution … to use the enormous amount of sunlight available to us.”

An hour of sunlight falling on Earth equals all the energy that humans use on average in a year.

But to date solar cells have been inefficient energy converters—the most efficient plastic solar cells on today’s market convert only 6 percent of sunlight into usable energy.

Another option is to mimic the chemical reactions in photosynthesis, Barber said, specifically a step known as water splitting…

Çimenler hayat kurtaracak (Ntvmsnbc’den)

Çimenler hayat kurtaracak – Ntvmsnbc

Çimenler belki de gelecekte bir enerji kaynağına dönüşebilir, zira bilim insanlarına göre çimenden elde edilecek elektrik enerjisi dünya elektriğinin yüzde 19’unu karşılayabilir. Fotosentezle emdiği karbondioksit de cabası.

Geçen sene BBC’de yayınlanmış bir habere eski Ogo’s Attic blogumdan bağlantı vermiştim. Buradan ulaşabilirsiniz: Tall grasses set to power Europe

Ntvmsnbc’nin Science dergisinden aktardığı bu haber de enteresan. Benzer konularda değişik çalışmaların devam ettiği anlaşılıyor. Haberde bahsedilen araştırmanın ilginç yönlerinden biri biyoyakıt hammaddesi olarak kullanılabilecek çimenin, mısır ve soya gibi kaynaklara göre hektar başına çok daha ucuz ve verimli olması. Değerini ve verimliliğini yitirmiş pek çok tarım arazisinin biyoyakıt hammaddesi yetiştirmek için kullanılabileceğinden ve yazıda adı geçen türden ot, çimen ve yeşilliğin yaydıklarından daha fazla karbondiyoksidi emdiğini anlatmışlar.

Ben golf alanlarının benzer amaçlarla kullanılacağını düşünüyorum. Hem dünya gereksiz bir aktividen kendini kurtarır, hem de katledilmiş orman ve tarım arazileri tekrardan işe yarar bir hale gelir. 🙂 (Ogo’nun blogu golfe düşman bloglardan biridir. 🙂 )

Öte yandan bu otlar ve çimenler Ege yöresinde zeytinyağı ve limonla güzelleştirilip leziz salatalar haline dönüştürülecek ve mutfak ve yemek kültürüne yapılmış bir katkı olarakta bilim adamlarının hanesine eklenecektir. Gördüğümüz gibi başlık boşuna atılmamış: çimenler hayat kurtaracak.

Technorati: , , , ,

Beethoven’in ölümü ve Romanin çöküsü

Chicago Üniversitesi’ne bagli Argonne Ulusal Laboratuvarinin arastirmalarina göre Ludwig van Beethoven‘i ölüme götüren hastaligin nedeni kursun zehirlenmesi imis.

Adli Bilimciler Dernegi ve Ankara Üniversitesi Tip Fakültesi Adli Tip Anabilim dali tarafindan yayinlanan Toksikoloji dergisinin temmuz 2004 sayisinda Ankara Üniversitesi Tip Fakültesinden Dr. Bülent Dogan, Dr. Burcu Esiyok ve Yard.Doç.Dr Gürol Cantürk’in yazdigi “Kursun Zehirlenmesi / Lead Poisoning” makalesinin özetinde ise ilgi çekici tarihi bir bilgi daha buldum:

Günümüzden 4000-5000 yıl öncesinde, antik uygarlıklar tarafından gümüş üretimi esnasında yan ürün olarak keşfedilen kurşunun üretimi ve kullanımı giderek artış göstermiştir. Kurşun, Roma Imparatorluğunda su borularında, saklama haznelerinde kullanılmıştır ve günümüz bilim adamları ve tarihçiler bu kullanım şeklinin Roma Imparatorluğunun sonunu hazırladığı görüşünü ortaya atmaktadırlar. Kurşun zehirlenmesi sonucu, yönetici sınıfının düşünme kapasitesinin düşmesi, doğum oranındaki azalma ve kısalan yaşam süresinin bu çöküşün temelini oluşturduğu iddia edilmektedir.

Konuyla ilgili baglantilar :

Körler için kamera…

Gözlüklere takIlmIs ve optik sinir sistemine baglanmIs bir kamera görme sorunu olanlara yeni bir umut olabilir.

Avrupa Birliginin MiVip (mikrosistem temelli görsel protezler) projesi kapsamInda Belçika Louvain Üniversitesinde gelistirilen ve iki hasta üzerinde denenen bu bilimsel gelisme, kameradan kaydedilen görüntülerin gözün arka tarafIna yerlestirilen elektronik bir cihaz yardimIyla, optik sinir sistemini uyaran sinyallere dönüstürülmesi mantIgIyla isliyor.

Bu enteresan konuyla ilgili bir yazIyI :

Medgadget.com — Internet Journal of Emerging Medical Technologies adresinde ve projeyi ilerleten Avrupa Microsystems-Based Visual Prosthesis (MiViP) ‘in sayfalarInda bulabilirsiniz.