July 16th, 2010
-
The Raki set designed by Koray Ozgen for Denizli / Pasabahçe has been labelled by the Observeur 2010…
December 4th, 2006
Apple iPhone hakkında sona doğru
Atmasyon spekülatif in assolist olduğu dönemlerde iPhone mu? diye kısa bir not yazmıştım. (not: atmasyon spekülatif tarihe karışmak üzere olan eski blogum. o sayfadaki tüm yazıları ogomogo.com/blog’a aktardım..)
Tabii aylar geçti, Apple‘in yeni ürünü hakkında çok konuşuldu, ama henüz daha iPhone ya da her nasıl olacaksa adı, üzerine söylentiler bitmedi. Ürünün gerçekliğini artık kimse sorgulamıyor. Zaten meraklılar ve hatta profesyoneller tarafından onlarca versiyonu tasarlandı. Şimdi merak edilen yeni iPhone-müzik çalar ikilisinin teknik detayları, değişik cep telefonu şebekelerine uyumlu olup olmayacağı, cep telefonu operatörlerine bağımlı olarak mı pazarlanacağı vs. Doğal olarak bu tür bilgiler kırıntılar halinde duyuluyor ve bloglar üstünde çabucakta yayılıyor. Apple’in şikayet edecek hali yoktur. Hele iPod’ların yeni rakibi, Microsoft’un geliştirdiği Zune’ların durumu düşünülünce.
Techcrunch » Apple iPhone Details From Kevin Roseda okuyabileceğiniz gibi konu hakkında Apple firması içinden bilgi sahibi olduğunu iddia eden Digg’in kurucularından Kevin Rose azıcık biradan sonra çözülmüş ve 4Gb ve 8Gblik iki modelin varlığından bahsetmiş ve yeni Apple iPhone telefon-müzik kombinasyonunun fiyatının 249$ ve 449$ olacağını söylemiş. Kevin, iPod Nano’dan ilk bahseden adamlardan biri olmuştu. Telefon-mp3 çaların 2 pilli olacağı ve kayarak açılan bir tuş takımına sahip olacağından da bahsediyor.
Yeni Apple’in da 2007 yılı başında hakkında çok konuşulacak ürünlerden biri olacağı aşikar. Beklenti ve söylentilerin gerçek ürün lanse edildiğinde birbirleriyle ne kadar örtüşeceğini göreceğiz.
January 25th, 2006
Saraybosna, Martin Mystere’den
Yazik degil mi bu yazilara Martin Mystere ? Bu yazI da sok bir kararla yayini durdurulan martinmystere.blogspot.com a konuk sanatçI olarak katIlan bay Zindirzimba’dan idi. Bir kültür hizmeti olarak gördügüm eski martinmystere iletilerini yayinlamayi daha ileri tarihlerde sürdürecegim.
Zindirzimba’dan…
Baktim da, Saraybosna gezisi ile ilgili bir yazi yazma teklifi
neredeyse 5 ay olmus. Bugün seyrettigim 2004 yapimi, Godard’in
Müzigimiz (Notre Musique) filmi kafamda daha net bir Bosna imaji
oturtunca hadi tuslayayim birseyler dedim.
Bu gezi fikri nasil çikti derseniz açiklayayim. 2004 yazi baslarinda,
yurtdisinda bir yerlere yaz tatiline kaçma fikri belirdi. Tek basima,
sirt çantamla rastgele bir gezi olsun diye planladim. Ve tabii ki vize
derdi olmayan bir yer nereler olabilir diye baktigimda en yakinlarda,
Bosna-Hersek, Hirvatistan, Makedonya ve Arnavutluk seçenekleri
belirdi. Hirvatistan’in Bosna-Hersek’le komsu olmasi dolayisiyla bu
iki ülkeyi kapsayan küçük bir rota belirleyip, bileti alip uçtum. Ilk
defa yalniz basina seyahat etmenin tedirginligiyle Saraybosna’ya
indim.
Sehrin tamamen turistik özellikleriyle ilgili halim tüm gezi boyunca
devam etti. Daha derinlerde birseyler oldugu hissi ne yazik ki buraya
dönüp daha detayli arastirip, okuyunca belirginlesti. Bu sehrin en
önemli özelligi, umut baglanan bir toplumsal proje olan “Avrupa
Birligi” rüyasinin çökmeye mahkum oldugunu gösteren bir simgeye
dönüsmüs olmasiydi. Avrupa’nin ortasinda farkli dinlere ve köklere
sahip insanlarin bir arada kaynasmis bir sekilde yasamalarinin, kanli
savaslar ve vahsetlerle artik olanaksiz hale gelmesi, çok kültürlü
toplumsal yasam formlarina duyulan özlemin paramparça olmasina yol
açmisti. Sehirde savasin izleri ve insanlarin sessiz kinleri ve
kayitsizliklari, ülkesinde savasi bire bir yasamamis sansli bir
yabanci için fazla birsey ifade etmiyordu. Kendilerine, merakli
yabancilarca sorulan “siz, dinleri farkli, ayni kandan gelen, ayni
dili konusan insanlarsiniz. neden böyle oldunuz?”gibi sorulara oldukça
öfkelendiklerini fark etmemek olanaksizdi. Evet, “kardes kardesi
öldürmedikçe savas savas olmuyor”. Ortada oldukça karmasik bir
toplumsal sorunlar yigini durmaktaydi. Güney Slavlarinin diger Avrupa
etnik gruplari gibi tek çati altinda birlige dönüsmesi pek kolay
olmamisti. Habsburg, Rus ve Osmanli etkinlik bölgelerinin kesistigi bu
cografya, kisa ama güzel bir düsü yasayip, travmatik acilarla
dagilmislardi.

Tabii ki bu zenginligi ve onulmamis yaralari her kösede hissetmek
mümkündü. Çok kültürlü bir sehirde en hizli yeseren seyin sanat
oldugunu fark ediyorsunuz. Eski Yugoslavya’dan taninan nice
müzisyenin, sinemacinin, edebiyatçinin Saraybosna kökenli olmasinin
nedeninin bundan kaynaklandigini anladim. 400.000 nüfuslu bir sehirde
rast geldigim film festivali, yasadigim 4 milyonluk sehrin degme
festivalinden daha kalabalik ve renkliydi. Ülkenin dili olan
Sirp-Hirvat dili, benim gibi bilgisi Simoviç, Veselinoviç agziyla
yapilan futbol yorumlariyla sinirli olan kisiler için basta biyik
altindan gülümseten bir detay olabiliyor. Bol sessiz harfler kullanan,
Rusça’ya yakin olan bu dilde bir kaç sey söylemenin pek de zevkli
oldugunu zamanla fark ediyorsunuz.
Tabii yemeklerden bahsetmemek olmaz. Özellikle “Cevapcici” denilen,
inegöl köftenin orjini olan köfteyi yerseniz daha önce yediklerinizi
her açidan “azaltilmis numune” olarak rahatça niteleyebilirsiniz.
Spiral sekilde tavaya yerlestirilen ve kömür atesinde pisirilen bosnak
böregi “Burek” ‘te mutlaka tadilmasi gereken lezzetlerden. Bir süre
sonra her seyin bizim topraklardan oraya gittigi inanciniz zedeleniyor
ve Osmanli kültürü çatisi altinda nice seylerin paylasildigi ve oradan
oraya tasindigi gerçegini anlayabiliyorsunuz.

Biraz da erkek gözüyle izlenim paylasayim meraklisina. Bosnali kizlari
nitelemek için en basta slav kökenli olduklarini belirtmek gerek.
Güney Slavlari denilen kökene mensup bu bireyler tahmin edilebilecegi
gibi çoklukla kuzey slavi akrabalari Ruslar ve Ukraynalilarin endamina
sahipler ve bir ya da bir kaç ton daha koyular. Hatta türbanli kizlar
bile insana nasil bir dönüp dönüp bakma hissi yaratir, anlatilmaz
yasanir. Bir çogu için çember sakal birakip, hasemayla denize girmekte
tereddüt etmeyecegimi de belirtmek isterim. Çok mu sicakkanlilar,
yumusak baslilar derseniz orada tereddüt ederim. Biraz çaçaron ve eli
masali halleri oldugunu hissettim.
Eh bu yazi fazla uzayip gitti; baglayayim artik sonunu. Neticede
güzel memleket, yesil memleket. Fiyatlar ucuz, insanlari egitimli,
ahlakli; Türklere ne killar ne de yalakalar. Yakin batimizda renkli
bir cografya kesfetmek isteyenlere tavsiye olunur.
January 25th, 2006
Günes Kafali Adamlar, Martin Mystere’den
Atmasyon Spekülatif’in kadim okuru ve lojistik ortagi Martin Mystere blog alemlerine ani alinmis bir kararla veda etti. Kültür hizmeti olarak feedreaderimin önbelleginde kalmis bir kaç yazisini atmasyonspekülatif’e aktarmayi uygun görüyorum. :-)
“Önceleri ne Ay ne de Günes varmis.Insanlar havada uçar dururlarmis.Uçarken de çevrelerine isik saçarlarmis.”*
Sir adamlar, göge uçan kuyruklu insanlar, kozmik yolculuklar, bedensel baskalasimlar. Atlas’in Aralik sayisinda Servet Somuncuoglu’nun fotograflariyla süsledigi “Saman Izler, Saymalitas, Orta Asya’daki Bilinçaltimiz” baslikli yaziyi görünce aldim dergiyi. Orta Asya figürlerine olan merakim aslinda çok da eskiye gitmiyor, Mehmet Siyah Kalem hakkinda burada yazali da çok fazla olmamis ama Pagan ritüelleri ve Saman törenleri hep ilginç geldi bana…
Somuncuoglu’nun gezi yazisi Kirgizistan’in Tanri Daglari’nda 3 bin 500 metredeki bir vadideki granit taslara oyulmus Saymalitas kaya resimlerinden bahsediyor. Ya da resim degil, “Petroglif” demek daha dogru galiba; Petroglif yazi öncesi dönemin yazi dili imis..?
Konu çok ilginç ama yaziyi pek doyurucu bulmadim açikçasi, yazar ortam isiginin degiskenligi ve kayalarin parlak yüzeyleri nedeniyle fotograf çekmenin zorlugundan da bahsetmis ama bir türlü Saymalitas’da oldugumu canlandiramadim gözümde…
Yaziyi okurken, aslinda daha çok yüzyillar önce kayalara kazinmis saman figürlerini -üçgen formlu hayvanlar, kuyruklu ve günes kafali insanlar, gamali haç, yilansi boynuzlar, ejderhalar (“Acirga” lar), gezegenler(?), spiraller ve çiftlesen(!) insanlar – incelerken bir süre önce seyrettigim ve Gobi Çölü’nde yasayan bir Mogol aile ile ilgili belgesel olan “Aglayan Devenin Öyküsü”nden bir sahne geldi gözümün önüne; Çölde yasayan aileler dua etmek için çiplak bir yükseltinin tam ortasina diktikleri bir direge mavi -ki maviyi dogadan elde etmek ne zordur- kumas parçalari baglayarak paganist bir tören yapiyorlar;
Biz Mogollar dogaya ve onun ruhlarina saygimizi sunuyoruz,Bugün insanoglu, hazineleri için yeryüzünü alt üst edip duruyor,Bu yüzden bizi kötü havalardan ve hastaliklardan korumasi gereken ruhlar kaçiyor. Yeryüzünde yasayan son nesil olmadigimizi unutmamaliyiz.Simdi bagislanmak için dua edecegiz,Böylece ruhlar geri dönecek….
Sonuçta kafa karistirmaya gerek yok, hersey net; Dogaya saygimizi sunuyoruz, günes kafali adamlar gökyüzünde uçuyor ve günler geçiyor su hayatta…
Ve bu yazinin özeti su aslinda; Günes kafali bir adam olup -tercihen- kedi bedeninde gökte dolasmayi istiyorum su anda diger samanlarla…
* Gecename, Altay Türk Efsanesi
June 11th, 2005
Osmanli söylentileri…
Bir süre evvel türkiye ile ilgili ispanyolca bloglar ilgili bir ileti yazmistim. (buradan okuyabilirsiniz !!)
O iletiye ek olarak yeni bir sayfa daha kesfettim. (Daha dogrusu RJCP‘nin blogu araciligiyla karsilikli olarak birbirimizi kesfettik.) : Crónicas Otomanas. Blogun yazari Peré Julia.
Rjcp ve Peré’nin diger ortak noktalari ikisinin de Ispanyanin Akdeniz kiyisindaki otonom bölgelerinden kalkip istanbula gelmis olmalari. Rjcp Valensiyali. Peré ise Murciali. Cografik benzerlikleri disinda baska ortak noktalarida oldugu bloglarindaki iletilerden gözüküyor.
rjcp.org‘da oldugu gibi Osmanli Söylentilerinde de gözlemleri araciligiyla Akdenizin dogu ve bati ucundaki iki ülkeyi olusturan kültürlerin ortak noktalarinin sanilandan çok daha fazla oldugu görülebiliyor.
Her ikisi de türkçe okuyabiliyorlar. (Peré çogumuzdan daha düzgün yaziyor da… rjcp bu konuda henüz utangaç!!) Birakacaginiz yorumlar ikisini de mutlu edecektir ! Bu arada bana da yorum birakin lütfen !!
March 10th, 2005
Martin Mystere | İmkansızlıklar Detektifi: Fotoğraf Sevdası
Atmasyon spekulatif’e kadar gelip Martin Mystere, imkansizliklar detektifine ugramamak olmaz. “Fotograf sevdasi” iletisi ile ortak arkadasimiz Güneş Kocatepe’nin photoessays.com sitesini hatirlatmis ! Ben de tekrarliyorum. Ugramak gerek photoessays.com’a ! Shannon ve Günes güzel isler yapiyorlar.
Bir baska fotoğraf ve gezme sevdalisindan da bahsetmek istiyorum. Brezilyali arkadasim Luiz Simoes’de Günes gibi iyi gezmis, çok görmüs ve yanIndan fotoğraf makinesini hiç ayirmamis. Sahara çölünü bisikletle tek basina geçmesi Luiz’in seyahat ve dünya merakInIn nerelere kadar ulastiginin bir baska göstergesi.
Her ne kadar kendisi son zamanlarda eskisi kadar gezemediginden sikayetçi olsa bile, web sitesinde bulunan eski gezilerinden ve Barcelona’daki stüdyosunda yaptigi reklam çekimlerinden örnekler bizlere genel bir fikir vermeye deger. luizsimoes.com
